8 Kasım 2010 Pazartesi

Başlıksız 37


Rüzgar yapraklarını kıpırdatmamakta dirense de güneş vargücüyle yakıyor kurumuş dudakları, bir aşkın yapım eki olduğum günden beri, hergün başka anlamlar katıyorum adımın geçtiği cümlelere.
Çekimsiz, geçimsiz, yalın bir çocuktum oysa, yılların geçmemesi için dua eden, yağlı ekmeğin üzerine bal çalan, karnı ağrıdığı zaman 'senin göbeğin kaçmış' diye kandırılan bir çocuk...
İşte sırf bu yüzden ve gönül bankası yüksek faizle özlem veriyor diye, rakı olasım var bu günlerde; balığın yanında mı, şişenin içinde mi bilmiyorum... Bir rakı en çok neyi özler ki, bence çocukluğunda salkımlarında sallandığı o eşsiz üzüm bahçelerini, kafa yaptığı adamları ve unutturmaya çalışıp ta unutturamadığı geçmiş güzel anıları.
Bir veda cümlem bile yok hayata... Giderken sadece el sallayacağım canlı bir yayından bütün sevdiklerime, eğer ki bana canım kadar yakın değilsin, sen beni banttan izlersin, prime kuşağında, reklam arasında...
Her başlangıçta durup resmini öpeceğim, cebime bozuk paralar koyun papatya falları bakacağım, ölürsem uçarak
Eyfel Kulesi'ne çıkacağım...
Ve yine yeniden aşağıya tüküreceğim, hem de istediğim kadar...
Şimdi ben ölürsem sevgilim, üç aylarda öldü de benim için, mübarek çocuktu de, ama ben b'aşk'aydım diye de ekle yerel radyolardan, enternasyonel sevdalara ve büyük kentlerin küçük soylularına...

Burak Baş
12-08-2010

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder