
Saati şaşırmış bir anka kuşuydum kelimelerin arasında, Kaf dağına beş kilometre kala, kazı çalışması yapmışlar yolda, yerle yekzan olmuş bütün düşlerim... Abaküsünü kaybetmiş bir sevdaydım, sayamıyacağım kadar çoktu sensiz geçen günlerim, çarpım tablosunda bile ikilerde kalmıştım daha, yüz'ünden ikişer ikişer geri sayabiliyordum ama...
Uçurtmam ozon tabakasının deliğinden içeriye kaçmasaydı mesaj yollayacaktım 'Kentucky' kabilesine, yaktığım ateş istediğim kadar gitmiyor uzağa ve hiçbir bluetooth cihazı yetişmiyor benim içimde beslediğim büyük aşka. Bir yolunu bulmak için yolları aşındırıyorum, aşkın kapısını aşındırıyorum. Hiçbir telsiz 'mayday' çağrılarımı duymuyor... Bunca kargaşanın içinde 'bir cevapsız aşk' bırakıyorum telefonuna, kapsama alanı'm dışından.
Hiç patlamayan mısır tanesiyim ben, küçükken evin duvarlarına hayallerini çizen o yaramaz çocuk, sivilcelerine isimler takan ilk insan... Pencereme kaplumbağalar konsun istiyorum, tabak tabak mutluluk yemek yemeklerde, portakallı pekin sevdası yapmalısın bana... Öylesine çok sevmeliyim ki seni, eski aşklarımı temize çeker gibi... Bir yıldız kaysın gökyüzünden, sen bir dilek tut, ben bir 'aşk' öldüreyim anne karnından...
Bir cinayete aşk süsü verdim sevgilim...
Senin kalbin, benim bileğim kırıldı...
Sen öldün
Ben 'sakat'a geldim..
Hoşgeldim...
Burak BAŞ
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder