8 Kasım 2010 Pazartesi

Başlıksız 32


Mengene'de sıktığın ruhum, göç zamanı geçmiş, fakar sevdiği şehri terkedemeyen biçare bir kırlangıcı oynuyor kışlık sinemamızda... Yüzünde bir hüzün, hüznün içinde 'yüksek sessiz' bir film ve uzakta sensiz geçen akşam yemekleri, dost sohbetleri...
Bu sabah kilitledim kalburüstü hayallerimi sakladığım sandığımı... Sormayın ne var içinde diye, annem çeyizlik olarak koymuş bir avuç mutluluk içine...
Görünen köy kılavuz istemez diyordu vücudumdaki her bir hücre, ama boktan çıkmıyordu burnum ne hikmetse. Aşk diyordum ulan, gönül mülklerime imar izni vermeyen, çıkmaz sokaklarıma arabasını rencide eder gibi parkeden, caddelerimde değnekçilik yapan, kaldırımlarıma işeyen, şarabını gazete kağıdına saran, sokaklarımda naralar atan aşk....
Gidiyorum işte, hadi yakın bütün şehrin sönen lambalarını, tekme tokat kaçıyorum, koşa koşa...
Bakkala hesap açtırdığın gizli bir defterdim oysa, naylon faturalar, ödenmemiş hesaplar, son kullanma tarihi geçmiş sevdalar, balık krakerler ve sevdiğim bütün fındıklı gofretler üzerine yemin ederim ki ben aşk'a sattım herşeyimi bütün yeşil zeytinlerle birlikte.

Bir fırtınadan arta kalan, güverte artıklarıydık ikimiz..
Oysa aşk, hazırdı kaybettiğimiz herşeyi geri vermeye.
İnandıramadı bu sefer beni yeni yalanlara, dolanlara...
Sen öldüysen 'aşk'
Selam olsun bütün 'yarabant'sız kalanlara...

Burak Baş
26-05-2010
03:33

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder