
Vakitsiz okudun ezanları kulağıma… Kıblesiz durdum namazlara, günde beş vakit, abdestsiz sevdim seni… İçinden İstanbul geçen gözlerini, martıları, büyük akvaryumları ve adını sayamadığım bütün figüranları.
Adınla güzelleşen bütün güzelliklerin üzerine “bok” sürdün, bildiğin “bok”, hani bütün insanların anüslerinden çıkan… İlk duyduğunda insanda tiksinti uyandıran o “bok”tan sürdün, “boktan” ilişkimize. Seninle başlayan bütün sohbetlerim artık “boktan muhabbet” olarak kalacak hafızamın üç bin kilometre derinliklerinde. İçerlerde bir yerlerdesin artık, kanalizasyon diplerinde, bok çukurlarında…
Nefret esrar gibi sarıyor bütün beynimi, otların içinde bir şaşal şişede… Film afişleri yapıyorum ağlayan gözlerinden, biliyorum ki ağlayan her kadına karşı yumuşar insanoğlu, pamuk gibi kalıyorum bu gece karşında, ama gitmiyor ellerim oynamaktan bir ömür bıkmayacağım saçlarına… Kin tutuyorum eteklerimde, öfke kusuyorum, alev saçıyorum, elimde küçük bir bavul, seni Ege’nin serin sularına döküyorum ve müsaadenle çekip gidiyorum…
Bak ben ettim…
Hadi, yalvarırım
Bir gün
Sen de et.
İhanet…
Burak Baş
11-05-2010
22:37
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder