
Kalemimin ucuna prangalar vurdum, küstüm evrenin hızla dönmekte olan bütün gezegenlerine. Yüzümde ağlamaklı bir çocuk, alnıma bir çizgi daha çizdi dönen gezegenler, kendi etrafımda bir dönsem, yırtıp atar mıyım bütün bu karanlıkları?
Bir Semazen gibi döndüm kendi etrafımda “aşk”la, “şevk”le…
Olmadı, atamadım üstümdeki zifiri karanlıkları.
Cüzdanımda resmin, odamda hayaletin varken, senden nasıl vazgeçeceğim ben. Hangi rüyaya dalsam başrolde sen varsın, en iyi kadın oyuncususun rüyalarımın. Her gece bir “oscar” veriyorum sana… Dün gece ki gidişin çok acıklıydı, senarist bizim sonumuzu çok güzel yazmıştı… Şimdi ıssız bir adada yapayalnız kalan ben “Robinson”culuk oynuyorum mavi-yeşil alglerle. Milattan önce bir aşk yaşıyorum bak yine bu gece gözlerinde…
Anladım ki hayal kurmadan yaşanmıyor ve bu hayallerimde benden başka kimseyi zehirlemiyor. Gelsem bu gece koşarak senin yanına, tutsam ellerini doya doya, abuk sabuk konuşsam, öpsem elmacık kemiklerinden, baksan yüzüme, ben bu bakıştan utansam, ne güzel olurdu değil mi? Bu gece ben bu rüyaya uyusam ve uyandığımda seni yanımda bulsam…
Ah bu ben kendimi nerelere koysam?
Sen yine bu gece azrailim ol benim, sapla bütün zehirli iğnelerimi üzerime… Bu oyunun adını aşk, kan ve gül koyayım, maktul olayım ben, sen katil ol…Ve sonunda sırf senin tek öpücüğün olsun…
Hadi beni öldür biraz…
Gidecek bir yolum kalmadı…
Ayrıca da
Büyüdük.
Burak Baş
01-05-2010
20:00
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder