
Hasret bir cinayet gibi her gece rüyalarımda farklı senaryolar oynatıyor. Bazen bir katili canlandırıyorum tek senaristli rüyalarımda, bazen de bir maktulü. Gözlerimi açıyorum apansız, bir rüzgar geçiyor Balkan hava yollarından, heykeli dikilecek hatunsun diyorum, gecenin bir yarısı beni uykularımdan uyandıran…
Zaman, dört kolla sarılmış yelkovan’a, uyuyorum uyanıyorum, yatağımda dönüyorum… Geçte nasıl geçersen, geç bildiğin gibi diyorum, bana mısın demiyor.
Bu aşk kanserojen madde taşıyormuş, belinizin üstünde tutmayın diye yayın yaparken televizyonlar, ben yüzüstü çevirip kalbime koydum seni, hücrelerim dengesiz bölündü senin yüzünden… Ve ben dengesiz bölünen bu hücrelerim yüzünden, içimde kocaman yaptım seni, yıkılması çok zor olan bir Mısır Piramidi gibi...
Fatih’in döktürdüğü üç yüz tonluk toplarla dövülmüş bir İstanbul sur’u gibiyim,dayaktan mecalim kalmamış,her yanım delik deşik fakat yıkılmamakta ısrar eden.
Siyah beyaz bir film oynuyoruz seninle HD kalitesinde. 106 ekran bir yalanız ikimiz. Olduramadık aynı bardakta durmayı, şişede durduğun gibi durmadın yine.
Tatlı dillim, güler yüzlüm, dışı buz, içi balım, a ceylan gözlüm...
Nerdesin?
Burak Baş
26-04-2010
16:54
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder