18 Nisan 2010 Pazar

Başlıksız 22


Neşterle attığın derin kesiklerin hiçbiri dikiş tutmadı, ameliyathanede elinde kaldım, pankreasımla arama inceden uzun bir set çizdin, kıldan ince kılıçtan keskin. Bilir misin, pankreas vücudun pusulasıdır, nasıl oturursan otur, nereye dönersen dön, pankreas hep kuzeyi gösterir. Kuzey soğuktur ve benim lugatımda soğuk olan heryerde yalnızlık vardır, yalnız olan her yerde de biraz ben.
Sen her gece derin uykularda uyurken, ruhum başucunda gardiyan gibi bekler, seni bütün kötü rüyalardan uyandırmak için bir an kollardı. Sen her ürperişinde beni yanında bulur derin uykulara dalardın, yalnız olduğunu sanardın.
Ben hep bütün bu kargaşanın içinde vurdumduymaz bir çocuktum, sevgilisiyle yeterince ilgilenmeyen, sevgilisinin gözünün içine uzun süre bakamayan, yalancı, sahtekar ve adını sayamadığım bütün kötü huyların tek bir bünyede entegre olduğu devasa şahanelikte bir tesis...
Adım Burak; aşk adamıyım, en sevdiğim yemek karnıbahar, sarışınlardan hoşlanırdım, esmerin birine tutuldum, sadece Sakaryaspor'luyum, hayallerim vardı aslında ama puzzle gibi, bozulmaya müsait. Hayatı boyunca hep yalancı çobanı oynadım, yalancıydım da aslında, doğrulmaya karar verdim. İçimde iki oda bir salon kocaman bir kalbim var, kin tutamıyorum ama satışları da unutmuyorum. Aşktan'da biraz söz etmek gerekirse. İşte seninle ben sanırım tam bu noktadaydık ayrıldığımızda.
Senin bana olan aşkının TSE belgesi bile yoktu oysa ben ISO 9001 bile almıştım aşktan, aşksızlıktan Blendax güzeli, kırık kalbimden en iyi yardımcı oyuncu. Aşk benim dizlerimde vuku bulmuştu, senin gözlerinde. Benim gözüm dönerdi aşktan, yerlere düşerdim, dizlerim kanardı.

Sahi o zamanlar sana ne olurdu?

Burak Baş
27-03-2010

17:51

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder