18 Nisan 2010 Pazar

Başlıksız 20


Bütün anılarımızı, kavgalarımızı, bir tezgâhtar gibi katlayıp koydum, ömrümün best of köşesine. Adının üstündeki iki noktayı da kalbimin tavanına astım, karanlık gecelerde biraz olsun odamı aydınlatsın diye.
Sabah yüzünü yıkamayı sevmeyen küçük bir çocuk gibi, kahvaltısını bile etmeden dokuzkat topunun peşinden koşar adım gider sevdim seni. Ki bu oyun yıllardır vazgeçemediğim tek şeydir ömrümün karasularında. Domates, peynirin en uyumlu olduğu dönemde, bitkisel hayata sokup, fişimi çekmeye kalkıyorsun, sanırım sen yine bana haksızlık ediyorsun.
Süs için alınmış bir piyanonun hiç sesini duyamadığı “la minör” notası gibi, süs için koyulmuşum gönüllerin oturma odalarına ya da hafızasının sekiz saniye olduğunu zannettiğin bir Japon balığı, aslında ben onlara Japon balığı yakıştırmasını yakıştırmıyorum, eğer bir balığın sekiz saniye hafızası varsa, o kesin Çin balığıdır... Sahi biz seninle bütün yıkılmaz dediğimiz duvarlarımızı Çin’den mi getirttik, her depremde yıkılıyor
Şimdi git, Haiti’de yetimleri yalnız bırak, Afrika’da açları, senin yüzünden Hindistan’da böcekleri kavurmaya başlasınlar, sebebi ol bütün vebanın, koleranın, sıtmanın. Mektup mektup şarbon yolla dünyanın büyük başkentlerine. Git ki bir "dolly" daha kopyalasınlar, bankaları hortuplayıp İsviçre hesaplarına yatırsınlar. Emekli kuyruğunda bir dedeyi öldürsünler… Hadi git, arkandan götür doğmayacak sabahları…

Bilmiyorum ya da kal.
Filistin’den çekeyim ordularımı…

Burak Baş
24-03-2010

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder