18 Nisan 2010 Pazar

Başlıksız 2


İdeallerin hıçkırıklara boğulduğu bir sonbahar akşamından yazıyorum bu gece, hayallerime pranga vuran mavi renkli, ay yıldızlı deftere sitemlerim var aslında. Uluslararası otobüslerde Erikli su satmadıkları için ve ne içersin demeden cibicibicis marka cafe getirdikleri için dargınım mesela. Yüksek katlı evlerde; yüksek topuklu, alçak insanlarla aynı mekanda yaşamaktan, sevdiklerini neden bu kadar özlediğine anlam verememesinden, “acaba şimdi ne yapıyor” sorusuna takılı kalmaktan. Kiril alfabesinin zorluklarından, 40 yıldır bildiğimiz “u”yu “ıı” diye ıkınarak okumaya çalışmalarından ve adımda geçen bu harfi değiştirip her adımı çağırdıklarında annemi hatırlattıkları için. Örn: bırak onu Burak, bırak o vazoyu, bırak o kumandayı… Tramwaylardaki o naif ölü kedi kokusundan, henüz ecnebi dillerde benzetme yapamadığım için, her benzetme yapmaya çalıştığımda kullandığım “like” ekinden kendim bile tiksinmeye başladım son zamanlarda.
 “Kasım’da aşk başkadır.” Öyledir sevgili sevgilim, 1. Dünya savaşı sonrası devrimlere gitmiş ve bunda başarılı olmuş, ayağa kalkan bir ülke tablosu çiziyoruz seninle. Başarıya ve mutluluğa giden yolda yalnız yürüsekte sonunda birleştiğini bilmek bütün yolların, bu esareti, kara perdeyi yırtıp yola devam etmemizi sağlıyor. Ben bu günlerde sensizliğimi küçük besteler ve şarkı sözleriyle kapatmaya çalışıyorum... Seni de özlemedim değil hani, parantez içine aldıklarım arasında emin ol sende varsın, listenin neresinde olduğunu emin ol iyi biliyorsun.
 Yıllardır tanıdığım patatesle bu kadar yakın olacağım hiç aklıma gelmemişti mesela, sabahları kızartma olarak soframa konuk olması mutlu ediyor, geceleri püresi odamı şenlendiriyor. Yokluğunda bildiğin kendimi sahipsiz hissediyorum. Bir de onun kankası yumurta var, çift sarılı, tek sarılı gözboyalı boyamalı. Dometes ve biberle soframa konuk oluyor genelde, İzmir ilçesi menemen.

Çocuk,
Her vedanın ardında bir bekleyeni vardır kimsenin bilmediği
Ve her gözyaşının altında bir dua kimsenin duymadığı
Çevir gökyüzüne başını.
Bakma arkana!
Daha sert basa basa, daha güçlü!
Anlat bu kara şehrin yollarına ak adımlarınla!
Gitmek yenilmek değil kazanmak da!
Gitmek gitmektir işte.
Hepsi bu.


Burak BAŞ
14-11-2009
16:55

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder