
Yıllardır değiştirmediği saç stiline baktı önce, sonra yavaş yavaş aralarında tek şeritli yol çizilmeye ramak kalmış saçlarına, latin alfabesine inat bir “M” hissediyordu. Annesi her hafta değiştirirken nevresimlerini farkında bile değildi aslında saçlarının döküldüğünün. Ama dökülüyormuş işte, kabukları soyulan bir yara gibi. Yatağını dağınık bırakıp, toplu bulmaya, nevresimlerindeki deterjan kokusuna, ne kadar da alışmıştı oysa.
Annesinin hazırladığı kahvaltıları beğenmediğini hatırladı, mutfağa yürüdü, zeytini, peyniri çıkartmak, bir domates doğramak, ne kadar da zor geldi bu sabah yine bünyesine, yine tost makinesinin fişini taktı. “Ah şu eller gurbet eller” dedi. Mutfaktan çıkarken “gömlek giysem ne güzel olur” dedi . Bugün şöyle şıkır şıkır olayım. Dolabı açtı; hayal işte, askıda ütülü gömlekleri bulmak için, yoktu. Hepsi buruşmuş, hepsi makineden çıkıp oraya ütülenmek için koyulmuş. Ya doğru zaman bulunamamış ya da doğru zamanda yapılması gereken ütü yapılmamıştı. Hatırladı, ikinciye giyeceği kotlarını bile sabahtan ütületirdi annesine, güldü geçti, üstündeki ütüsüz pantolona baktı. “Kime beğendireceksin lan kendini” dedi. Montu üstüne geçirdi, kapıdan çıktı asansörün kapısını açtı.
Yıllardır değiştirmediği saç stili gibiydi kendisi, hala çocuktu, hani birisi saklambaç oynayan elime mum diksin dese,yakasız mavi önlüklü bir ilkokul öğrencisi gibi koşacak, sevmediği arkadaşları tekrardan ebe olsun diye, hepsini “karakedi” yapacaktı parmaklarını. Asansörün kapısı kapanınca çocukluk ruhu yeniden depreşti, hep aynanın karşısına geçip yaptığı o salak mimikleri yine yaptı kendinden bile gizleyerek.
Hala ikinci bardak çayı içmiyordu mesela. Annesinin o kızgın sesi geliyordu aklına “ikinci bardağı içersen gece işersin.” Arkadaşlarda kalayım diye yırtınırken, bir kere bile izin vermezdi, şimdi her akşam başka arkadaşlarda kalma ihtimali varken hep koşa koşa eve geliyordu. Sanki sen varmışsın gibi, sanki evin merdivenlerinden “karnabahar” kokusunu duyacakmışım gibi.
Liseye giderken sevdiğimiz bir dizi olurdu, sen geç başlıyor diye izin vermezdin hani. Ben senin eline bir bulmaca verirdim de sen onu çözerken uyurdun, şimdi televizyon bile yok gözlerimizi ayırmadan izleyeceğimiz.
Ama merak etme anne, ütüsüz giyiniyorum ama sıkı giyiniyorum. Saçlarım dökülse de olsun bioxin dediğin kaç para, saçları uzatıp yeni bir tarz yapmak gelecekteki planlarımdan biri, sahi kim saklambaç oynar..?
Burak BAŞ
Yıllardır değiştirmediği saç stili gibiydi kendisi, hala çocuktu, hani birisi saklambaç oynayan elime mum diksin dese,yakasız mavi önlüklü bir ilkokul öğrencisi gibi koşacak, sevmediği arkadaşları tekrardan ebe olsun diye, hepsini “karakedi” yapacaktı parmaklarını. Asansörün kapısı kapanınca çocukluk ruhu yeniden depreşti, hep aynanın karşısına geçip yaptığı o salak mimikleri yine yaptı kendinden bile gizleyerek.
Hala ikinci bardak çayı içmiyordu mesela. Annesinin o kızgın sesi geliyordu aklına “ikinci bardağı içersen gece işersin.” Arkadaşlarda kalayım diye yırtınırken, bir kere bile izin vermezdi, şimdi her akşam başka arkadaşlarda kalma ihtimali varken hep koşa koşa eve geliyordu. Sanki sen varmışsın gibi, sanki evin merdivenlerinden “karnabahar” kokusunu duyacakmışım gibi.
Liseye giderken sevdiğimiz bir dizi olurdu, sen geç başlıyor diye izin vermezdin hani. Ben senin eline bir bulmaca verirdim de sen onu çözerken uyurdun, şimdi televizyon bile yok gözlerimizi ayırmadan izleyeceğimiz.
Ama merak etme anne, ütüsüz giyiniyorum ama sıkı giyiniyorum. Saçlarım dökülse de olsun bioxin dediğin kaç para, saçları uzatıp yeni bir tarz yapmak gelecekteki planlarımdan biri, sahi kim saklambaç oynar..?
Burak BAŞ
05.11.2009
00: 32
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder