
Dünya bir iğnenin üstünde kendinden emin adımlarla, bir semazen gibi dönüyor. Üflesen bozulur mu dengesi bilinmez? Bana seni anlatan bütün hikayelerin paragraf başıyım, son paragrafla arama koyduğun o boşluk çok derin yaralar açıyor harfler arası iletişimimizde.
Bakkaldan çaktırmadan çaldığın bir dövmeli sakızım, dövmesini koluna yapıştırdığın.
Bazen beni anlatıyor dediğin bir şarkının, her seferinde yanlış söylediğin sözüyüm.
Kanatlı bir “Burak”’ım seni gökyüzüne çıkaracak olan.
Perdesi hiç kapanmayan bir tiyatro oyununun figüranıyım hiç fark edemediğin.
İçtiğin sigaranın, tablasına düşmek bilmeyen külüyüm, inatçı, hırslı, yandığı vakitlerde bile terk etmeyi düşünmeyen.
İddaa’da sistem kuponunda oynadığın bankoyum, seni zaman zaman yanıltan.
Penaltı turnuvası oynarken direk yaptığın o taşın altına koyduğun bozuk parayım, oyun bitince leblebi tozu olacağım biliyorum ama hepsine rağmen seni seviyorum demekten vazgeçmeyen.
Koşarak gidemeyeceğin kadar uzakta olan bir yerdeyim, içinde fitne, fesat, günah, sevap olan…
Bir dua’nın son hecesiyim ellerini yüzüme sürdüğün…
Ne kadar uzakta olursam olayım, hep yanında bir yerlerde, aklının iplerini tekrardan bağladığın bir iklimde, ıslıkla melodi çalıp, şarkı söyleyen bir bedeviyim, kutup ayısını bekleyen…
Burak BAŞ 19.02.2010
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder