18 Nisan 2010 Pazar

Başlıksız 15



Gözleri duvarda ilerlemek bilmeyen saate takıldı, buluşma saati gelmek bilmiyordu. Evden erken çıksam, erkenden oraya gitsem… Yok yok dedi, tam zamanında hatta biraz geç gitmeliyim… Ama yinede erken gitmişti çocuk, karşıdan geliyordu kız, elinde kitaplar ve bir gazete ile. Klasik bir tokalaşmanın ardından geçip oturdular bir cafe’ye. O gün başladı, her şey orda, o gün, o dakika, o saniye.
Arada geçen ortalama bin iki yüz gün, bir sürü güzel anı, hikaye, roman hatta ve hatta ansiklopedi olacak kadar çok olay geçti başlarından iyi kötü, güzel çirkin…
Çocuk bu kez ağlama, bu kez git… Unut her şeyi, sil aklından bütün film şeritlerini… Hatırlama O’na ait olan hiçbir şeyi. Unutabilir misin? Yapabilir misin bunların hepsini? Kokusunu, siluetini, ellerini, hayallerinizi, hatta adını dahi koyduğunuz doğmamış çocuklarınızı…
Ve 15 Şubat 2010 günü minibüse bindi çocuk, aşağıya attıkları Lipton Ice Tea kutusu gibi yere vurmuştu götü başı. En arkaya oturdu, parasını dahi vermedi. Çöktü kaldı elinde boş bir bavulla… Son durağa gelmeden…
Minibüs şöförü en arkadaki çocuğa seslendi.
-Sen nerde ineceksin.
-Kırık kalpler durağında…

Burak BAŞ
18-02-2010

04:32

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder