19 Mart 2011 Cumartesi

Sofia

Bugün ilk kez seni kaleme alıyorum Sofya. Bilmediğin bir korku ile sokaklarında dolaştığım vakitlerde hiç aklıma takılmamıştı, kilitli taşlarının arasında biriktirdiğin acıların. Belliydi hayat seni de eskitmişti.
Sende benim olan birçok şeyi buluyorum, ikimizde gurbet özlemiyle yaşıyoruz, sen de benim gibi sahibini özlüyorsun, adına hikâyeler, efsaneler yazan sahte papazları bir yana bırakıp gerçek sahibine türküler söylüyorsun…
Patronunu tanımayan bir eleman gibi yüzüme bakıyor insanlar, bazen gururlandığın zamanlarda oluyor, otobüste çalan bir Eurovision şarkısında omuzlarım kabarıyor ama onlar bunun farkında bile olmuyorlar. Kültürümüzü çaldıkları gibi melodilerimizi de çalmışlar. Heykellerle donattıkları şehirde, restore etmeye çalışıp başaramadıkları camileriyle, su gibi tüketilen alkol sınırının hep üstünde yaşayan, sürü psikolojisi denen zımbırtıyı tam anlamıyla yaşayan insanlarıyla, ağlanacak hallerine gülüp, güzellikleriyle övünen uzun boylu kızlarıyla, bindiğin otobüslerde huzurevi tadını veren yaşlılarıyla, adı bende gizli bir kadın Sofya…
Bugün yüzüme düşen yağmur damlalarını bahane edip ağladım sokaklarında. Sen nasıl Fatih’e, Kanuni’ye, Sultan Selim’e özlem duyuyorsan, ben de sevdiğime özlem duyuyorum, rüyalar yetmiyor, içimdeki özlem bitmiyor. Sana yazdığım her satırda sevgilime, sevdiklerime de yer var. Bitsin bu özlem diyorum ya hani, günleri tek tek ipe dizdim, özlemden kolyeler, hasretten zincirler, gurbetten şehirler yaptım… hepsi kalbimin posta kutusunda sana ulaşacakları günü bekliyor. 


Burak Baş
Ocak - 2009 / Sofia

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder