
Bu mevsim hiç solmuyor yapraklar, postacılar uçurmuyor yazdan kalma isimsiz mektupları kapı önlerine, gecenin bir yarısı hiç çalmıyor telefonlarım ve hiçbir dost, bulduğun aşkların kıymetini bil diye fısıldamıyor kulağıma...
Bir tek rüzgar fısıldıyor kulağıma eski bir şarkıyı...
Eskilerimi atmaya kıyamıyorum, türbülansa giriyor sevda kuşlarım yüksek feet'lerde ölümle pençeleşiyor, hiçbir hostes yardım çağrılarına karşılık vermiyor... Tıpkı benim gibi sevda kuşlarım, gökyüzünü karşılıksız seviyorlar, beklentisiz...
Özlem kabukları soyulmaya başlayan bir yara gibi kaşınmaya başlıyor, sabahın ilk ışıkları vurana kadar pencereme, özlemeye yemin ettim diyorum seni... Kanatıyorum bütün ayrılıkları ve kanını alnıma sürüyorum...
Seni de kurban ettim sevgilim, Allah kabul etsin ihanetini...
Gün ağarmaya başladı...
En çok bu saatlerde soğuk olur dışarları ve en çok bu zamanda acı çeker sokak çocukları... Gazete kağıdına sarılan bir şarap gibi seviyorum seni, bekletmeye kıyamıyorum, değersiz kalıyorsun, kafa yapıyorsun benimle...
Ama yine de seviyorum işte...
Gecenin en sonunda bir balyoz gibi kırıyorum şişeyi sokak ortasında... Bütün lambalar aniden yanıyor ve bir bekçi yavaş yavaş sokuluyor yanıma...
-Sen ne yaptığını zannediyorsun?
-Hiiiiiç, saatin yedi olmasını...
Burak Baş
18.10.2010
02:54
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder