18 Nisan 2010 Pazar

Başlıksız 6


Kendimi ihbar etmek istedim bütün polis telsizlerinde… İsim vermek yerine kod adı Ten Ten olan biri seri cinayetler işlemiş demelerini istedim, kimse ciddiye almadı beni. Küçükken de hep böyle olurdu, ben büyüklerin sohbetlerine ortak olmak, onların askerlik anılarından ziyade geçen gün mahalle maçında orta sahadan attığım golü anlatmak isterdim, babam yüzüme inceden manalı bakar, büyük sohbetlerine karışılmayacağını her misafirler gittikten sonra uzun uzun anlatırdı… Oysa bende o zamanlar siyasette bilirdim Erbakan’ı, Bülent Ecevit’i, hatta 1999 genel seçimlerindeki koalisyonu bile. Konuşturmazlardı beni, ama ben hep içime konuşurdum. Bir içe nasıl konuşulur anlatayım, birisi sizi dinlemez, ciddiye almaz, siz gözlerinizi kapatırsınız ve bir sempozyum kurarsınız kafanızda ve biri sizin elinize mikrofonu verir, başlarsınız anlatmaya… Topa bir vurdum, top ağlarda… İki taşın arasından ne zaman geçse top, biz topu ağlarla buluştu varsayarız bu diyarda. Ve sonra boş olan apartmanları da Santiago Barnebou zannetmekte çabası, küçükten gelmektedir bende bu beğenilme tutkusu. Bakma adımdaki sessiz harflerden çiçekler yapılmayacağına, sesli sesli çiçekler yaparım her sessiz harfimden sana… Ve bu kadar vurdumduymazken her şey, ben duyuyorum arkamdan konuşulan her şeyi… Ve son kez yalvararak söylüyorum…

Sevgili İnsanlık! Bir çocuk masumiyetiyle bir kez daha “elma” diyoruz. Ne olur çık artık!


Burak BAŞ
10-01-2010

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder