
Hadi kar beyazlat yine her yeri, sil üstümdeki bütün kirleri… Dokunma dediğim kalbime de dokun, hayallerime de birazcık faili meçhul süsü ver. Sen eridiğinde, neleri bulup, neleri bulamayacağıma sen karar ver. Kimisi donsun, kimisi boğulsun…
Göçe hazırlanan bir serçe gibi, en sevdiğim ayımı, rotring kalemimi ve notlarımı bir sırt çantasına koyup sıcak bir ülkeye yola gidiyorum… Biliyorum bu mevsimde göç yapılmaz, peki ya serçeler zaten göç etmezler ki… Demek ki göç etmiyorum, terk ediyorum…
Hayal ettiğim biri var, deniz fenerinde yaşıyor, akşamları balkona çıkıp uzun dalgalı saçlarını rüzgârla dans ettiriyor. Şarkı söylüyor sesi herhangi bir kara parçasına çarpıp yankı bile yapmıyor… Yanaklarında gamzeleri, büyük büyük özlemleri ve benim gibi küçük mavi-yeşil hayalleri var. Tükenmez kalemi ne zaman tükense ağlıyor, anadilindeki bütün anlamsız sözcükler adına gökyüzüne beyaz bir güvencin salıyor… Sezen Aksu dinliyor, takdir edilmeyi seviyor, yakaladığı balıklara yalanlar atıyor… En çok bu yüzden muzdarip aslında… Bütün balıklar ona yalancı diyor, hafızaları olmadığı için yalancı olduğunu unutup tekrar ağına takılıyorlar… Bir gün diyor “biri gelip beni bu yalnızlıktan çıkaracak biliyorum.”
Terk ediliş, bazen bir diriliş ve bazen yedi katman altına girmek yerkürenin.
Magma tabakasının o turuncumsu yüzeyine hikâyeler yazacak kadar yakınım bu sıralar her şeye… Hayat’a hükmen mağlup olmanın verdiği hırsla tek tek yukarı çıkıyorum basamakları… Bir gün elbet karşılaşacağız biliyorum, en kötü ihtimalle herkesin buluştuğu o yerde.
Sonuna üç nokta koymadan konuşacağım sana…
Yemeği ben yaparsam, bulaşıkları sen yıkar mısın?
Burak Baş
29.01.2010
00:30
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder