Herkes yalnız olduğumu acı çektiğimi falan düşünüyor, kafam hafiften dumanlı, azcıkta çakırkeyifken yazayım istedim, ağzımdan çıkmayan cümleleri... Bir sevgili değil belki ama birşey işte, kendimi yanında 'ben' gibi hissettiğim biri...
14 Şubatın ilk saatlerinde çaldı telefonum, nasılsın dedi evrenselleşmiş bir dilin kemirilmiş cümleleriyle... Notin dedim, hiçbirşey.... Yapacak birşeyi olmayan bir adamım çünkü. Adi ve eski olan sevgilisi tarafından yapılmayan kalmamış, sonrada vicdan muhasebesi yaparken sen beni dövdün, sen beni kırdınlarla bütün derslerinden tam not almış bir kız tarafından yarı çıplak kiliseye bırakılmış, kırgın, yorgun, bitkin bir adam... Ben; dedi ismi lazım olmayan insan, canım çok sıkıldı, uyumadıysan, benimle sokaklarda dolaşmak ister misin? Elbette dedim, nerde buluşuyoruz... Meydanda buluştuk, merhaba merhabadan sonra koluma girdi ve -4 derecede kayıp bir başkentin sokaklarını arşınlamaya başladık, Sofya kazan ben kepçe gezdik durduk. Sabah 4e doğru evinden içeri adımımı attım, dizine yattım, tek bir kelime dahi etmeden öylece... Grammy ödülleri hakkında birkaç birşey söyledi, sonra favorisinin Lady Gaga olduğunu, hiç susmayan ben, tek kelime dahi etmiyordum, konuşmuyordum. Uykum olup olmadığını sordu, ben burada uyurum dedim, yüzüme baktı... Neyden korktuğumu bilmiyordum ama dokunmaktan korkuyordum işte... Kafasını yana çevirdi ve içten bir Burak çekti, yaklaştı yanıma ve küçücük bir öpücük kondurdu dudaklarıma. Utandım, sevgililer günün kutlu olsun, istersen yanımda uyuyabilirsin diye ekledi... Yani anlıyacağın 14 şubat ben sana bu sene de yalnız girmedim... Güzel bir uyku çektim yabancı bir el koynunda...
Dini neydi, neye inanıyordu, nasıl yaşıyordu diye sormadım bile kapıdan çıkarken, tek gecelik bir aşk bile değildi o kadar ileri bile gidememişti, ama aşktı, az, öz ama güzel, beni neden beklettin demeden, bana eskisi gibi ilgi göstermiyorsun demeden, kilo almış mıyım demeden, aşkım, bitanem, sevgilim demeden... Yormadan, savaşmadan sevdim bir günlük, bir kadını...
Şimdi onu unutmaya çalışıyorum...
Şimdi onu unutmaya çalışıyorum...
Senin bana yaşattığın en büyük mutluluk bile...
Benim anadilimde üç kelime dahi bilmeyen bir kadının bana yaşattıkları kadar gerçekçi değildi... O kimbilir kimlerin altından çıkıp benim yanıma geldi... Ne inkar etti, ne yalan söyledi, sormadım da...
Senin 'orospu' diye nitelendirdiğin bir kadın kadar bile olamadın onca sene...
Senle geçen günlerimin kazasını istiyorum...
Benim anadilimde üç kelime dahi bilmeyen bir kadının bana yaşattıkları kadar gerçekçi değildi... O kimbilir kimlerin altından çıkıp benim yanıma geldi... Ne inkar etti, ne yalan söyledi, sormadım da...
Senin 'orospu' diye nitelendirdiğin bir kadın kadar bile olamadın onca sene...
Senle geçen günlerimin kazasını istiyorum...
Hoşt'orda'kal...
Burak Baş
Burak Baş
16-02-2011
06:43
06:43

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder